16 Temmuz 2018, 11:30     yeni yeni




Son İletiler

Sayfa1 2 3 ... 10
1
Bilgi Kutusu / OSMANLI DEVLETİ’NDE BASIN-YAYI...
Son İleti Gönderen Sosyaldeyince - 15 Temmuz 2018, 16:37
OSMANLI DEVLETİ'NDE BASIN-YAYIN
Osmanlı Devleti'nde ilk gazete İstanbul'daki Fransız elçiliği tarafından 1795 yılında çıkarıldı. Bu gazeteyi Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa tarafından 1828 yılında Kahire'de Türkçe ve Arapça olarak yayımlanan Vaka-yı Mısriyye adlı resmî vilayet gazetesi izledi. 11 Kasım 1831'de de Padişah II. Mahmut tarafından İstanbul'da Takvim-i Vekayi adlı resmî gazete çıkarıldı. Haftada bir yayımlanan bu gazetede resmî devlet haberlerinden başka iç ve dış gelişmelere yer verildi. Padişah, Takvim-i Vekayi dışında, yabancı devletler karşısında OsmanlI Devleti'nin çıkarlarını korumak amacıyla Le Moniteur Ottoman (Lö Monitör Ottoman) adında Fransızca bir gazete daha çıkarılmasını sağladı.
II. Mahmut gibi basının önemini fark eden Sultan Abdülmecit de 1840'tan itibaren Türkçe yayın yapan Ceride-i Havadis gazetesini yayımlattı.
takvim-i vekayi
Takvim-i Vekayi ve Ceride-i Havadis gibi devlet tarafından basılan gazetelerden ayrı olarak Türkler tarafından çıkarılan ilk özel gazete, 1860'ta yayımlanmaya başlanan Tercüman-ı Ahval oldu. Agâh Efendi tarafından çıkarılan ve başyazarlığını Şinasi'nin yaptığı bu gazete, hükümete yönelik eleştirileri ile dikkat çekti. Yine Şinasi tarafından yayımlanan Tasviri Efkâr da haber gazetesi olmaktan çok, bir fikir gazetesi olarak öne çıktı. Şinasi'nin Paris'e gitmesinden sonra Namık Kemal tarafından çıkarılan Tasvir-i Efkâr'da kadınların okutulması, tıp eğitiminin Türkçe olması, İstanbul'un güvenliği, şehrin ulaşım ve altyapı eksiklikleri, Türk dilinin sorunları gibi konulara yer verildi. Böylece gazetenin kamuoyu üzerindeki etkisi arttı. Bu dönemin önemli gazetelerinden biri de 1867'de Ali Suavi tarafından çıkarılmaya başlanan Muhbir oldu. Gazete, ezilen Giritli Türklere yardım kampanyası açarak önemli miktarda para topladı.
19. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde gazetelerin yanı sıra dergiler de çıkarıldı. İlk Türk dergisi 1850'de yayın hayatına başlayan Veka-yı Tıbbiye oldu. Onu Mecmua-i Fünun, Mecmua-i Askeriye ve Mirat dergileri izledi. Teodor Kasap Efendi'nin Türkçe olarak çıkardığı Diyojen ise Türk basınının ilk mizah dergisi olarak tarihe geçti.
Osmanlı basınında, yöneticilere karşı sert eleştirilerde bulunulması nedeniyle 1864 yılından itibaren devlet tarafından bazı kısıtlayıcı tedbirler alındı. Bunun üzerine Ali Suavi, Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi muhalif kalemler hükümet karşıtı yazılarına Avrupa'nın çeşitli kentlerinde çıkardıkları gazetelerde devam etmek zorunda kaldılar. Osmanlı toplumunda ortaya çıkan ilk Türk gazetecileri, tarihimizin en bunalımlı dönemlerinden birinde aksaklıkları eleştirerek halkta yeni bir zihniyet oluşturmaya çalışmışlardır.
Bu gazeteciler, halkın daha iyi anlayabilmesi için sade bir Türkçe kullanmışlardır. Ayrıca halkı dünyadaki gelişmelerden ve yeniliklerden haberdar ederek toplumun ilerlemesine de önemli katkılarda bulunmuşlardır.
Osmanlı basını, Matbuat Nizamnamesi'nin çıkarıldığı 1864 yılından itibaren yeni bir döneme girdi. Bu dönemde çok sayıda yeni gazete ve dergi yayın hayatına başladı. Şemsettin Sami'nin başyazarlığını yaptığı Tercüman-ı Şark ve Ahmet Mithat Efendi'nin çıkardığı Tercüman-ı Hakikat gazeteleri ile mizah gazetesi Karagöz ve çocuk gazetesi Bahçe bu yayın organlarının belli başlılarıydı. Birinci Meşrutiyet Dönemi'nde ise Mithat Paşa'nın sadrazamlığa getirilmesiyle birlikte devlete ait basımevlerinde özel gazete ve kitapların basılmasına izin verildi. Böylece devlet, basın-yayın faaliyetlerini doğrudan destekledi. Ayrıca kıraathane denilen okuma salonları açılarak gazete ve dergilerin buralarda vatandaşlar tarafından okunması sağlandı.
II. Meşrutiyetin ilanından sonra basın üzerindeki sıkı kontrolün gevşetilmesiyle birlikte Türk basınında belirgin bir canlanma görüldü. Genellikle meşrutiyet yanlısı yayın yapan bu devir gazetelerinin en tanınmışı Hüseyin Cahit tarafından çıkarılan Tanin idi. Meşrutiyet karşıtı grupların en etkili yayın organı ise Volkan gazetesiydi.
2
Bilgi Kutusu / OSMANLI'NIN FRANSA'YA VERDİĞİ ...
Son İleti Gönderen Kutup Yıldızı - 14 Temmuz 2018, 16:36
OSMANLI'NIN FRANSA'YA VERDİĞİ KAPİTÜLASYONLAR
Osmanlı Devleti'nde padişaha dostluk ve sadakat vaadiyle müracaat eden yabancı bir devlete ahitname yoluyla kapitülasyon denilen imtiyazlar bahşedilirdi. Ahitnameler onu veren padişah yaşadığı sürece geçerliliğini korur, daha sonra gelen padişahın yenilemesi hâlinde de devam ederdi. Sultan bir ahitname verirken ilgili devletten sağlanabilecek siyasi ve ekonomik çıkarları göz önünde bulundururdu. Tek taraflı bir imtiyaz olarak bağışlanan ahitnamelerden karşılıklı menfaatler beklenir, bunların gerçekleşmemesi hâlinde padişah ahitnameyi yürürlükten kaldırabilirdi.
Osmanlı padişahları ilk ayrıcalıkları Kuruluş Dönemi'nde Ragüza, Venedik ve Cenova gibi ticarette ileri giden şehir devletlerine vermişlerdi. Fatih, İstanbul'un fethedilmesinden sonra, Bizans'ın daha önce Avrupalı tüccarlara tanımış olduğu ayrıcalıkları büyük ölçüde korumuş, 1479'da Venediklilerle yaptığı antlaşmayla da bunlara yenilerini eklemişti. II. Bayezid Dönemi'nde Venedik ve Fransa'ya tanınan benzer nitelikteki ayrıcalıklarla İstanbul'da faaliyet gösteren yabancı tüccarların etkinlik alanları genişletildi. Yavuz ise daha önce Memlukluların Doğu Akdeniz'de Venediklilere tanıdığı ayrıcalıkları yenileyerek bu uygulamayı devam ettirdi.
Kapitülasyonların Osmanlı topraklarındaki yabancıların hak ve yükümlülüklerini belirleyen sistemli bir yapıya kavuşması Kanuni Dönemi'nde gerçekleşti. Kanuni'nin Fransa Kralı Fransuva'yı Şarlken'in elinden kurtarmasıyla başlayan Türk-Fransız yakınlaşması 18 Şubat 1536 tarihli antlaşmayla yeni bir boyut kazandı. Damat İbrahim Paşa ile Fransuva'nın elçisi Jean de La Forest (Jan dö la Forest) arasında yapılan bu antlaşmayla Osmanlı Devleti Fransa'ya adli ve ticari ayrıcalıklar tanıdı. Kapitülasyonlar adıyla tarihe geçen bu ayrıcalıklara göre, Fransız bayrağı taşıyan bütün gemiler Osmanlı limanlarında serbestçe ticaret yapabilecekti.. Ayrıca Osmanlı sınırları içinde yaşayan Katoliklere ibadet özgürlüğü tanınacak ve Fransa vatandaşlarının kendi aralarındaki davalara Fransız hâkimler bakacaktı. Aynı haklardan Fransa'ya gidecek olan Osmanlı vatandaşları da yararlanacaktı. Antlaşmayı imzalayan hükümdarların sağlığı süresince geçerli olmak üzere verilen bu kapitülasyonlar 1569'da ve daha sonraki yıllarda yenilenerek devam etti.
Osmanlı Devleti'nin Fransa'ya kapitülasyonlar vermesinin o günün koşullarında geçerli nedenleri vardı. Bunlardan birincisi, Portekizlilerin 1498'de Ümit Burnu yolunu keşfiyle birlikte Akdeniz limanlarının eski önemini ve canlılığını kaybetmesiydi. Bunun üzerine Osmanlı Devleti, Fransız tüccarlara ayrıcalıklar vererek onları Akdeniz'e çekmek ve böylece Baharat Yolu ticaretini yeniden canlandırmak istemişti.
Kapitülasyonların tanınmasında Osmanlı Devleti'nin toplumun temel tüketim mallarına olan ihtiyacını karşılama kaygısı da etkili oldu. Piyasalara uygun fiyatla ve yeterli miktarda mal sunulmasına büyük önem veren Osmanlı yöneticileri çıkabilecek bir kıtlığı önlemek için yabancı tüccarları daha fazla mal getirmeleri yönünde teşvik ediyorlardı.
Fransa'ya kapitülasyonlar tanınmasının ekonomik nedenlerinin yanı sıra siyasi nedenleri de vardı. Osmanlı devlet adamları bazı ayrıcalıklar vererek Fransa'yı Avrupa'da kurulacak olan Haçlı ittifaklarından koparmayı amaçlıyorlardı.
Başlangıçta ticari ve hukuki ihtiyaçlar nedeniyle ortaya çıkan kapitülasyonlar zamanla siyasi ve askerî ilişkiler üzerinde de etkili oldu. Bu nedenle Kanuni Dönemi'nde Osmanlılar, Habsburgların saldırıları karşısında yardım isteyen Fransızları yalnız bırakmadılar. Aynı şekilde Fransa da elde ettiği ayrıcalıkları kaybetmemek için diğer Avrupa devletleri karşısında uzunca bir süre Osmanlı Devleti'nin yanında yer aldı. Böylece askerî yardımlar ve kapitülasyonlar yoluyla 16. yüzyılda kurulan Osmanlı-Fransız dostluğu 18. yüzyıl sonlarına kadar önemli bir sorun yaşanmadan devam etti.
Kanuni'nin ölümünden sonraki padişahlar döneminde de kapitülasyonlar devam etti. Zamanla genişletilerek başta İngiltere olmak üzere diğer devletlere de tanındı. Daha sonraları Osmanlı Devleti zayıflamaya ve gerilemeye başlayınca tanınmış olan bu ayrıcalıklar imparatorluğun ekonomisini tam bir çıkmaza soktu. Özellikle sanayi inkılabından sonra Osmanlı ülkesi Avrupalıların serbestçe mal sattığı bir ülke haline geldi. Ekonomi dışa bağımlı hale geldi. Osmanlı'nın fabrika kurmakta yavaş davranması, fabrikaları gereksiz görüp yurt dışından mal almayı gelenek haline getirmesi milli bir ekonominin kurulmasına engel oldu. Hele kapitülasyonlar yüzünden neredeyse bütün ülkelerin Osmanlı'ya hiçbir para ödemeden sanki kendi vatandaşlarına satıyormuş gibi Osmanlı halkına mal satmaları Osmanlı'nın çöküşünü hazırladı. Ekonomisi çöken Osmanlı dış borç almaya mecbur kaldı ve kısa sürede borca gömüldü.
Tanzimat'ın ilanını takiben kapitülasyonlar kaldırılmak istendiyse de devletin güçsüzlüğü ve borçları yüzünden kaldırılamadı. 1.Dünya Savaşı sırasında İttihat ve Terakki Hükümeti 8 Eylül 1914'de kapitülasyonları kaldırdığını açıkladı. Fakat savaş, yenilgi ile sonuçlanınca kapitülasyonların uygulamasına devam edildi.
Kapitülasyonlar, Kurtuluş Savaşı'ndan sonra 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması ile kaldırıldı.
3
Bilgi Kutusu / İklim Değişikliği
Son İleti Gönderen sosyalfun - 13 Temmuz 2018, 17:47
İklim Değişikliği
İklim değişimi günümüzde sık sık karşımıza çıkan bir kavram olmasına rağmen pek çoğumuz bunu hava durumu ile aynı anlamlıymış gibi kullanmaktayız. İklim değişimini anlayabilmemiz için öncelikle bu iki kavram arasındaki farkı çok iyi bilmemiz gerekmektedir.
Hava olayları herhangi bir yer ve zamanda mevsimden mevsime, günden güne, saatten saate değişip kısa sürede çeşitli görünüşler alabilmektedir. Rüzgâr, nem, yağış, sıcaklık, basınç, bulutluluk hava olaylarını meydana getiren değişkenlerdir. İklim ise hava durumunun uzun yıllar boyunca görülen genel karakteridir. Konuyu bir örnekle ifade edecek olursak temmuz ayının herhangi bir günü için "İstanbul'da hava nasıldır?" diye sorsak cevap, "Hava bugün sağnak yağışlı, fakat dün açık ve az bulutlu, nemli ve sıcak idi." olabilir. Diğer taraftan "İstanbul'da iklim yazın nasıldır?" diye sorduğumuzda ise sıcak ve nemli cevabı doğrudur. Sonuç olarak temmuz ayının herhangi bir gününde görülen sağnak yağış, İstanbul'un ikliminin değiştiğini göstermez.
Bir bölgede iklim genellikle yavaş değişir. Örneğin İstanbul'un iklimi veya ortalama havası, ılık kışlar ve nemli yazlardan oluşur. İstanbul'da yıldan yıla değişim gösteren havaya rağmen değişkenlerin ortalaması hemen hemen çok eski tarihlere göre günümüzdeki gibi olduğu görülmektedir. İklimi tanımlarken "Hava durumunun uzun yıllar boyunca görülen genel karekteridir." demiştik. Burada uzun zamandan kasıt en az 30 yıldır.
Havanın herhangi bir zaman için bir yıldan diğerine küçük bir fark gösterdiği durumlarda birkaç sıcak yaz veya birkaç kuvvetli yağışlı kış insanlarda iklimin değiştiği yolunda bir sonucu çağrıştırabilmektedir. Tabii ki çok hızlı bir iklim değişimi bu tip sonuçlar doğurabilir, fakat bu sonuçların yıldan yıla gerçekleşen doğal değişimlere benzemediği istatistiksel çalışmalarda rahatlıkla gözlemlenebilir.
Çeşitli yöntemlerle yapılan incelemeler, geçmiş dönemlerde çok büyük boyutlu iklim değişikliklerinin meydana gelmiş olduğunu göstermektedir. Bu değişimlerin birçoğu astronomik ve jeofiziksel olaylarla izah edilebilmekte ve doğal nedenlere dayanmaktadır. Son yıllarda sıkça gündeme gelen günümüze ait iklim değişiminin ise insan aktivitelerinden kaynaklandığına dair belirtiler mevcuttur.
4
Bunları Biliyor Musunuz? / Başrolde Atatürk
Son İleti Gönderen sosyalci - 13 Temmuz 2018, 16:36
Atatürk'ün sinemada başrolde oynayacağını biliyor musunuz?

"1934'te Sergei Yutkeviç ve Lev Oskaroviç'in birlikte çektikleri 'Ankara Türkiye'nin Kalbidir'adlı filmden çok memnun kalan Atatürk 1937'de 'Montaj film' türünün kurucusu Shauple ile Kurtuluş Hayri Egeli ile müşterek bir senaryo hazırlamıştır.

"Ben Bir İnkılâp Çocuğuyum" adını verdikleri senaryoyu Münir Hayri filme alacak ve Atatürk aktör ve başrol oyuncusu olarak kamera karşısında duracaktı. Fakat bu düşünü gerçekleştiremeden aramızdan ayrıldı."

İlknur Güntürkün Kalıpçı, Her Yönüyle İnsan Atatürk, s.138
5
Bunları Biliyor Musunuz? / Stratosferde Uçan Türk Pilotu
Son İleti Gönderen Sosyaldeyince - 12 Temmuz 2018, 12:36
Stratosferde Uçan Türk Pilotu
Dünya'nın etrafını dolaşan ve en tehlikeli havaalanlarına inen Türk pilot Tufan Sevinçel, uzay sınırına yakın uçak kullanan ilk pilotumuz oldu.
Stratosferde Uçan Türk Pilotu
Sevinçel, yeryüzünden 20-30 km yükseklikteki stratosfer tabakasında savaş uçağı ile eksi 60 derecede bir saat boyunca havada kaldı...
Yer küreden sadece hava tahmini yapan meteoroloji balonlarının gönderildiği ve yüksekliği 50 km'yi bulan stratosferde, su buharı bulunmadığı için pek çok hava hareketi gerçekleşmiyor. Bunun için deneyimli pilot yer çekiminin çok az olduğu bu atmosfer katmanındaki zorlu uçuşa uzun süredir hazırlanıyordu.
Tecrübeli pilot, "Uçuş öncesinde doktor, tansiyonumu ölçtü. Uçuş boyunca vücudumun direncini arttıracak ve blackout (bilinç kaybı) olmamı önleyecek "G" elbisemden önce termal içlik giydim. Kışlık uçuş tulumumu ve eksi 60 dereceye dayanıklı 10 kg ağırlığındaki deri ceketimi giydim. Yüksek irtifada nefes almamı sağlayacak ek oksijen sistemi ve özel pilot kaskımı da taktım. Turbofan motorlar çalıştığında çıkan gürültü uçağın gücünü gösteriyordu. Troposferden tropopoza geçişte uçağımız 10 kilometre irtifada supersonik (ses hızından yüksek) hıza geçti. Bu ana şahit olmak bir pilot için inanılmaz bir tecrübeydi.
Gökyüzünün rengi tarif edilemeyecek ölçüde koyulaşıp mavinin en koyu tonu oldu. Ses hızının iki katına ulaşan bir hızla (2120 kilometre) stratosfere ulaştıktan sonra düz uçtum. Uçağın kokpitinden (pilot kabini) Dünya'nın yuvarlaklığına şahit oldum." dedi.
6
Bilgi Kutusu / İlk Çağ medeniyetlerinin bilim...
Son İleti Gönderen Sosyaldeyince - 11 Temmuz 2018, 14:40
İlk Çağ medeniyetlerinin bilimsel birikime katkıları
Mezopotamya medeniyetleri aritmetik işlemlerde çarpım tablosunu kullanmayı, dört işlem yapmayı, kare ve karekök almayı biliyorlardı. Alan ölçümleri ve su kanalları açmak için geometriden yararlanmışlardır. Dairenin alanı ve silindirin hacmini bulmada "pi" sayısı için 3,125 değerini belirlemişlerdir. Çemberi 360 dereceye bölmüşlerdir. Astronomi bilgilerine dayanarak takvim yapmışlardır. Mezopotamya'da astronomi; matematik temelleri üzerine oturtularak Ay ve Güneş tutulmaları hesaplanmıştır. Bir saati 60 dakikaya, bir dakikayı da 60 saniyeye bölmüşlerdir. Bir haftayı 7 gün kabul etmişlerdir.
Mısırlılar; astronomi, matematik ve tıp alanında ilerlemiştir. Mısırlılar, güneş takvimini kullanmışlar, yılı 365 gün olarak hesaplamışlar ve günümüzde kullanılan takvimin temellerini atmışlardır. Ayrıca bir günü 24 saate bölmüşlerdir.
Mısırlılar, geometride de ileri olduklarından, hacim ve alan ölçmeyi çok iyi biliyorlardı. Bu yüzden de mimarlıkta oldukça yüksek seviyedeydiler. Piramitler gibi görkemli binaları çok sağlam bir şekilde yapabilmişlerdir.
Çinliler; barut, kâğıt ve matbaayı icat etmişlerdir. Galileo'dan önce güneş lekeleri konusunda bilgi vermişlerdir. Geleneksel Çin tıbbının tedavi yöntemleri olan masaj ve akupunktur günümüzde de kullanılmaktadır.
Hint medeniyetinde matematikçiler sıfırı ilk defa kullanmıştır. Fakat sıfırı sayı olarak kabul etmemişlerdir. Sayı sistemindeki bu erken tarihli gelişme, aritmetiğin gelişim hızını etkilemiştir.
Eski Yunan'da doğa bilimleri büyük bir gelişme göstermiş ve özellikle Aristoteles bitkilere ve hayvanlara ilişkin bilimsel bilgileri derleyerek botanik ve zooloji alanlarının temellerini atmıştır. Mitolojik düşünceden, akılcı düşünceye geçişi simgeleyen Miletli Thales (Tales); matematik, astronomi ve doğa felsefesiyle uğraşmıştır. İlk Yunan matematikçisi olan Thales, kendi gölgesiyle kendi boyunun eşit olduğu anda piramidin gölgesini ölçerek piramidin yüksekliğini bulmuştur. Geometriye "ispat" kavramını getirmiştir. Pythagoras (Pisagor), varlıkları ve varlıklar arasındaki ilişkileri sayılarla ve sayılara karşılık gelen çizgilerle açıklamıştır.
Roma dönemi, teknolojik gelişmelerin yoğunlukta olduğu bir zaman dilimidir. Bu dönem içerisinde; şehircilik, hukuk, devlet yönetimi ve askerlik alanında bugün bile örnek alınabilecek başarılara imza atılmıştır.
7
Bilgi Kutusu / Sakin Şehir - Cittaslow
Son İleti Gönderen sosyalci - 10 Temmuz 2018, 15:04
Sakin Şehir - Cittaslow
1999 yılında İtalya'nın Greve in Chianti kentinde kurulan Cittaslow, nüfusu 50.000'in altındaki kentlerin üye olabildiği uluslararası belediyeler birliğidir. İtalyanca "citta" (şehir) ve İngilizce "slow" (yavaş, sakin) kelimelerinden oluşan Cittaslow, Sakin Şehir anlamında kullanılmaktadır.
Sakin Şehir; bir kentin yaşam kalitesinin iyileştirilmesinin ve kalkınmasının, şehrin kendi özgün yapısının, mimarisinin, gelenek ve göreneklerinin, yerel yemeklerinin ve tarihsel kimliğinin korunmasıyla mümkün olacağını öngörmektedir. Sakin Şehir felsefesi, şehirlerin hangi alanlarda güçlü ve zayıf olduklarını analiz etmelerini ve sahip oldukları imkânlar çerçevesinde bir strateji geliştirmelerini teşvik etmektedir.
Bir şehrin Sakin Şehir olması, o şehrin dokusunun, renginin, müziğinin ve hikâyesinin uyum içinde, şehir sakinlerinin ve şehri ziyaret edenlerin zevk alabilecekleri bir hızda yaşanması anlamına gelmektedir. Yerel zanaatı, tatları ve sanatları sadece eskilerin hatırlayabildiği kavramlar olmaktan çıkarmak için bunları yeni nesillerle ve şehri ziyaret eden misafirlerle paylaşmaktır. Hayatın tek amacının bir yerlere yetişmek olmadığını, doğaya zarar vermeden de şehirlerin gelişebileceğini ve içinde bulunulan andan zevk alınması gerektiğini insanlara hatırlatmaktır.
Cittaslow birliğine üye olan kentlerin ve üye adaylarının sakin şehir felsefesine bağlı kalmaları ve bu çerçevede hareket etmeleri için 59 adet üyelik kriteri belirlenmiştir. Şehrin Cittaslow kriterleri hakkında geliştirdiği projelerden oluşan başvuru dosyasının değerlendirme sonucunun %50'den fazla puan alması gerekmektedir. Dünyada 30 ülkeden 231 belediyenin üyeliği bulunmaktadır.
Ülkemizden üyeliği bulunan belediyeler; Akyaka (Muğla), Gökçeada (Çanakkale), Perşembe (Samsun), Seferihisar (İzmir), Vize (Kırklareli), Yalvaç (Isparta), Yenipazar (Aydın), Halfeti (Şanlıurfa), Taraklı (Sakarya), Uzundere (Erzurum), Göynük (Bolu), Eğirdir (Isparta), Gerze (Sinop) ve Şavşat (Artvin) belediyeleridir.
8
Bilgi Kutusu / GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE HARİTALAR v...
Son İleti Gönderen Sosyaldeyince - 09 Temmuz 2018, 16:03
GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE HARİTALAR ve HARİTACILIK
Haritacılık dünyanın en eski bilimlerinden biridir. İnsanoğlu var olduğu günden itibaren kendisine verilen akıl ve merak duygusu sayesinde yaşadığı çevreyi tanımaya, sahiplenmeye, birtakım şekil ve sembollerle anlatmaya çalışmıştır. Yazının bulunuşundan binlerce yıl önce ortaya çıkan bu basit çizimlerle aslında haritacılığın da temelleri atılmıştır.
Ankara'da Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenen ve MÖ 6200 yıllarından kalan Çatalhöyük Şehir Planı, 5800 yıl olarak bilinen harita tarihini 2400 yıl daha geriye götürmüştür. Bundan yaklaşık 8200 yıl önce yapılan bu harita, Çatalhöyük'teki (Konya) kazılarda bir evin duvarında bulunmuştur.
Haritacılıkta İlk Çağ'da yaşanan gelişmelerin ardından Orta Çağ'da (476-1453), özellikle Avrupa'da tüm diğer bilim dalları gibi haritacılık da inişe geçmiştir. Hristiyan inancı, taraftarlarının İncil'de yazılanın dışında başka bir dünya düşüncesine sahip olmalarını engelliyordu.
İslam dünyası, 1100-1500 yılları arasında haritacılık anlamında en parlak dönemini yaşamıştır.
eski harita
Batlamyus'un mirasını iyi değerlendiren İslam âlemi kendi dünya haritalarını çizmiştir. Orta Çağ'da Müslüman coğrafyacılar tarafından insanlığa miras bırakılmış en değerli kartografi k eser İdrisi'nin Dünya Haritası'dır.
XV. yüzyılda başlayan keşifl erle hassas ve kapsamlı harita ve aletlere gereksinim duyulmuştur. Müslümanlardan bu dönemde pusulayı öğrenen Avrupalılar, cesaretle okyanuslara açılmış ve dünyanın bilinmeyen yerlerini keşfetmeye başlamışlardır. Matbaanın icadıyla haritalar daha kolay yapılır hâle geldi. Bir bütün olarak dünya haritaları ilk defa XVI. yy. başlarında Kolomb ve diğer gezginlerin seyahatleri ışığında yapılmaya başlandı.
Türkler tarafından yapıldığı bilinen en eski harita Kaşgarlı Mahmud'un çizdiği dünya haritasıdır. Aslında bir dil bilimci olan Kaşgarlı Mahmud, bu haritayı Türkçenin değişik şivelerle konuşulduğu dünyadaki bölgeleri göstermek için çizmiş ve Divanu Lugati't-Türk adlı kitabına eklemiştir. Bu harita; Orta Asya'nın büyük bir kısmını, Çin, Japonya ve Kuzey Afrika'yı içermektedir. Osmanlılarda haritacılık alanında ortaya konulan en ünlü eser ise Pîrî Reis'in yazdığı Kitabı Bahriye'dir. Türk ve dünya denizciliğine önemli katkılar sağlamış olan Pîrî Reis'in 1513 yılında çizdiği dünya haritası, günümüzde halen sırrı çözülememiş bir bilinmeyen olarak karşımıza çıkmaktadır. 500 yıl önce çizdiği bu haritada, günümüz uzay teknolojisiyle ancak görülebilecek detayları hatasız olarak gösteren Pîrî Reis'in, o dönem hangi teknolojiyi kullanarak bu çizimi yaptığı, bilim adamları tarafından her zaman merak konusu olmuştur. Tüm dünyayı şaşkına çeviren bu haritadan günümüze Güney Amerika ve Batı Afrika dolaylarını gösteren küçük bir bölümü ulaşmıştır. Pîrî Reis'in dünya haritası, Topkapı Sarayı müze olarak düzenlendiği sırada Milli Müzeler Müdürü Halil Ethem Bey tarafından harem dairesinde tesadüfen bulunmuştur (09.11.1929). Bilim adamlarına göre Pîrî Reis'in o günkü şartlarda dünyayı tahtadan yapılmış sıradan bir gemiyle dolaşması için 300 yıllık bir zamana ihtiyaç vardı. Bu da onun dünyayı dolaşarak bu haritayı çizme ihtimalini ortadan kaldırmıştır. Kendisinden önce yapılan haritalardan yararlanma ihtimali değerlendirildiğinde ise önceki haritalar yanlışlarla doluydu. Pîrî Reis'in çizdiği haritanın neredeyse kusursuz olması bu ihtimali de zayıfl atmıştır. Bu da onun engin bir coğrafya bilgisine sahip olduğunu göstermektedir.
XVIII. yüzyılda haritacılıkta önemli gelişmeler yaşandı. Bu dönemde devletler arasındaki egemenlik mücadelesi, harita çalışmalarının hızlandırılmasında önemli rol oynadı. Günümüzde havadan ve uzaydan yapılan ölçümlerle ve bilgisayarlar yardımıyla mükemmel haritalar yapılıyor.
9
Bilgi Kutusu / Hilfu’l-Fudûl Anlaşması
Son İleti Gönderen Sosyaldeyince - 09 Temmuz 2018, 11:58
Hilfu'l-Fudûl Anlaşması
Cahiliye Dönemi'nde güçlü kişilerin güçsüzlerin mallarını gasp etmesi sık görülen bir durumdur. O dönemde buna kimse karşı çıkamaz ve toplumda bu durum yadırganmazdı.
Yemen bölgesinden Mekke'ye bir tüccar gelerek mallarını Mekke'nin ileri gelenlerinden birine sattı. Malları teslim alan adam, kararlaştırılan fiyatı ödemeye yanaşmadı. Dolandırılan tüccar, Mekkeli olmadığı için şehirde ona yardım edebilecek birini bulamadı. Çaresizlik içinde yüksekçe bir yer olan Ebu Kubeys Tepesi'ne çıkan tüccar, tepkisini buradan yüksek sesle veciz bir şekilde dile getirmiş ve Mekkelilerden adaleti yerine getirmelerini istemiştir.
Bu konuşmadan orada bulunanlar çok etkilenmiş ve toplanarak bu konuyu istişare etmişlerdir. Sonuçta, zayıfları korumak ve adaleti sağlamak için bir cemiyet kurmaya karar vermişlerdir. Daha sonra bu kişiler Kâbe'ye giderek Mekke'de ne zaman bir zulüm meydana gelirse zulmedilenin Mekkeli olup olmadığına bakılmaksızın hakkını aramak için birleşeceklerine ant içtiler. Daha sonra Yemenli tüccara haksızlık yapan adama borcunu ödettiler.
Hz. Muhammed de gençlik yıllarında, yapılan bu ittifaka bizzat katılmıştır. Peygamberlik döneminde, "Abdullah b. Cüdân'ın evinde yapılan Hilfu'l-Fudûl anlaşmasında ben de vardım, orada bulunuşumu ve o anlaşmaya katılışımı bir sürü kızıl deveye değişmem ve şimdi, o cemiyete çağrılsam memnuniyetle katılırım." demiştir (el-Mağlus, 2012, s.260'tan düzenlenmiştir).
10
Bunları Biliyor Musunuz? / Şangay Beşlisi Nedir?
Son İleti Gönderen sosyalfun - 07 Temmuz 2018, 18:08
Şangay Beşlisi Nedir?
1996 tarihinde Çin Halk Cumhuriyeti'nin Şanghay kentinde "Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Çin ve Tacikistan" ülkelerinin katılımıyla adına "Şanghay Beşlisi" denilen bölgesel güvenlik alanında derin iş birliğini öngören bir oluşum gün yüzüne çıktı.
2001 yılında Özbekistan da bu oluşuma katılınca ismi "Şanghay İş birliği Örgütü" olarak değiştirildi. Oluşum, ağırlıklı olarak 2000'li yıllardan itibaren, Amerika Birleşik Devletleri'nin bölgelerindeki askeri varlığına sert tavırlar ortaya koymuş ve "tek kutuplu dünya düzenine" karşı çıkmıştır.

2015 yılında Rusya'ya bağlı Başkurdistan Cumhuriyeti'nde düzenlen "Şanghay İş birliği Örgütü" liderler zirvesinde açıklamalar yapan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Hindistan ve Pakistan için yeni bir üye kabul prosedürü başlatıldığını ve örgüt için yeni bir dönemin başladığını duyurdu.

Türkiye (2012'den itibaren) ise Şangay Beşlisi'nde Azerbaycan, Ermenistan, Kamboçya, Nepal ve Sri Lanka ile birlikte diyalog ortağı statüsünde bulunuyor.

6 üye: Çin Halk Cumhuriyeti, Kazakistan, Kırgızistan, Rusya, Tacikistan, Özbekistan.
5 gözlemci: Afganistan, Hindistan, İran, Moğolistan, Pakistan.
6 diyalog partneri: Azerbaycan, Beyaz Rusya, Ermenistan, Kamboçya, Sri Lanka, Türkiye.

Sayfa1 2 3 ... 10


Özetler 5.Sınıf - 6.Sınıf - 7.Sınıf - 8.Sınıf . . : : : . . Etkinlikler 5.Sınıf - 6.Sınıf - 7.Sınıf - 8.Sınıf
Eba Kazanım Testleri 5.Sınıf - 6.Sınıf - 7.Sınıf - 8.Sınıf . . : : : . . Sunular 5.Sınıf - 6.Sınıf - 7.Sınıf - 8.Sınıf