22 Kasım 2017, 06:36     yeni yeni



sosyal bilgiler seti


Hikaye - Masal - Fıkra

Başlatan Kutup Yıldızı, 02 Nisan 2013, 18:45

« önceki - sonraki »

Kutup Yıldızı

20 DOLARLIK VAKİT
        Adam yorgun argın eve döndüğünde 5 yaşındaki oğlunu kapının önünde beklerken görmüş. Çocuk babasına: "Baba 1 saatte ne kadar para kazanıyorsun?" diye sormuş. Zaten yorgun gelen adam: "Bu senin işin değil!..." diye cevaplamış. Bunun üzerine çocuk: "Babacığım, lütfen, bilmek istiyorum." diye ısrar etmiş. Adam: "İlla bilmek istiyorsan 20 dolar" diye cevap vermiş.
        Bunun üzerine çocuk: "Peki bana 10 dolar borç verir misin" diye sormuş. Adam iyice sinirlenip: "Benim senin saçma oyuncaklarına veya benzeri şeylerine ayıracak param yok, hadi derhal odana git ve kapını kapat!" demiş. Çocuk sessizce odasına gidip kapısını kapatmış. Adam sinirli sinirli bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder diye düşünmüş. Aradan bir saat geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşmiş ve çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını düşünmüş. Belki de gerçekten lazımdı.
        Yukarı çocuğun odasına çıkmış ve kapıyı açmış. yatağında olan çocuğa: "uyuyor musun?" diye sormuş. Çocuk "Hayır" diye cevap vermiş. "Al bakalım istediğin 10 doları. Sana az önce sert davrandığım için üzgünüm ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim" demiş. Çocuk sevinçle haykırmış; "teşekkürler babacığım"
        Yastığının altından diğer buruşuk paraları çıkarmış. Adamın yüzüne bakmış ve yavaşça paraları saymış. Bunu gören adam iyice sinirlenerek: "Paran olduğu halde neden benden para istiyorsun? Benim senin saçma oyuncaklarına ayıracak vaktim yok." demiş. Çocuk: "Ama yeterince yoktu." demiş ve paraları babasına uzatarak:
        "İşte 20 dolar. 1 saatini alabilir miyim?" demiş.
Mesajı Paylaş



Kutup Yıldızı

Kulağımın içi kaşınıyor. Felaket. Önce azar azar başlıyor kaşıntı, geceleri artıyor. Kaşımak da bir zor ki kulağın içini. Bir türlü geçmiyor.Ne yapsam acaba?" diyorum. Günler geçtikçe daha da artıyor.Doktora gitmeye karar veriyorum. Arkadaşlarıma soruyorum "Tanıdığınız iyi bir kulak burun boğazcı var mı?" diye.
"N'oldu ki?" diye soruyor arkadaşlarım.
"Kaşınıyor kulağım" diyorum. "Uyuyamıyorum geceleri,kulak kaşınmasından!" Bir doktorun adını söylüyor bir tanesi.
"Çok iyi doktordur" diyor. "Kimsenin çözemediğini çözer, iyileştiremediğini iyileştirir."Gidiyorum doktora. Gözlüklü, şirin bir amca. Elinde bir büyüteç, kulağıma bakıyor.Şaşırıyorum önce.
"İçinde kaşıntı var" diyorum. "Öyle büyüteçle ne anlayacaksınız ki?" 
"Yok" diyor, "Ben çoktan anladım ne olduğunu da, şimdi daha iyi görmek için bakıyorum."
"Nedir?" diyorum doktora.
"Eski sözler kaçmış kulağınıza" diyor.
"Nasıl yani?" diyorum."Kimin sözleri?" 
"Bakacağız" diyor. Sonra bir alet çantasından kocaman, ucu ince, cımbıza benzer bir alet çıkarıyor.
"Yan durun. Kıpırdamayın" diyor bana.
Biraz irkiliyorum."Eski sözler" diyorum, "Ha?" Cımbızın ucu kulağıma giriyor, canımı acıtmıyor nedense.
"Bir erkek sesi bu" diyor. Sanki bir uğultu duyuyorum. Cımbızı çıkarıyor kulağımdan.
"Yalan kaçmış kulağınıza!" diyor doktor.Yalana bakıyorum.Küçücük bir şey gibi gözüküyor.
"Vay be! Günlerdir kulağımı kaşındıran bu muymuş? Hangi yalan peki?" diyorum.
"Durun, bekleyin" diyor doktor. "Dikkatli olmamız lazım. Tekrar kulağınıza kaçabilir. Önce şu deney tüpünün içine koyalım. Sonra serbest bırakırız." Yalanı tüpün içine koyuyor. Kapağını da kapıyor tüpün. Serbest kalıyor yalan.
"Seni seviyorum" diye cılız bir ses geliyor tüpün içinden. "Yalanmış ha?" diyorum.
    Kulağım bile anlamış, kalbim hâlâ anlamıyor...

Sosyaldeyince

HAYALLER

Bu öykü, çiftlikten çiftliğe, yarıştan yarışta koşarak atları terbiye etmeye çalışan gezgin bir at terbiyecisinin genç oğluna kadar uzanır.
Babasının işi nedeniyle çocuğun orta öğretimi kesintilere uğramıştı. Orta ikideyken, büyüdüğü zaman ne olmak ve yapmak istediği konusunda bir kompozisyon yazmasını istedi hocası..
  Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine sahip olmayı hedeflediğini anlatan 7 sayfalık bir kompozisyon yazdı. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı. Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin krokisini de çizdi. Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterdi.
Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000 metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekledi. Ertesi gün hocasına sunduğu 7 sayfalık ödev, tam kalbinin sesiydi.. İki gün sonra ödevi geri aldı. Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir "0" ve "Dersten sonra beni gör" uyarısı vardı. "Neden "0" aldım?" diye merakla sordu hocasına, çocuk..
"Bu senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal" dedi, hocası.. "Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun. Kaynağınız yok. At çiftliği kurmak büyük para gerektirir.
Önce araziyi satın alman lazım. Damızlık hayvanlar da alman gerekiyor. Bunu başarman imkansız" ve ekledi: "Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden
yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm."
  Çocuk evine döndü ve uzun uzun düşündü. Babasına danıştı. "Oğlum" dedi babası "Bu konuda kararını kendin vermelisin. Bu senin hayatın için oldukça önemli bir seçim!." Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini hiçbir değişiklik yapmadan geri götürdü hocasına.. "Siz verdiğiniz notu eğiştirmeyin" dedi..  "Ben de hayallerimi.."..... 
  O orta 2 öğrencisi, bugün 200 dönümlük arazi üzerindeki 1000 metrekarelik evinde oturuyor. Yıllar önce yazdığı ödev şöminenin üzerinde çerçevelenmiş olarak asılı. Öykünün en can alıcı yanı şu: Aynı öğretmen, geçen yaz 30 öğrencisini bu çiftliğe kamp kurmaya getirdi. Çiftlikten ayrılırken eski öğrencisine "Bak" dedi, "Sana şimdi söyleyebilirim. Ben senin öğretmeninken, hayal hırsızıydım. O yıllarda öğrencilerimden pek çok hayal çaldım. Allah' tan ki, sen, hayalinden vazgeçmeyecek kadar inatçıydın."
Sosyaldeyince.com sosyal bilgiler sitesi

Sosyaldeyince

Arkadaş

Vietnam Savaşı sonrası...

Evine dönmekte olan bir asker San Francisco'dan ailesini aradı: “Anne, baba eve dönüyorum, ama sizden bir şey rica ediyorum. Yanımda bir arkadaşımı da getirmek istiyorum.”

“Memnuniyetle, O'nunla tanışmak isteriz” , diye cevapladılar.

Oğulları “Bilmeniz gereken bir şey daha var.” Diye devam etti. “Arkadaşım savaşta ağır yaralandı, bir mayına bastı ve bir koluyla ayağını kaybetti. Gidecek hiçbir yeri yok ve O'nun gelip bizimle kalmasını istiyorum.”

“Bunu duyduğuma üzüldüm oğlum. Belki O'nun başka bir yer bulmasına yardımcı olabiliriz.”

“Hayır. Anne, baba O'nun bizimle kalmasını istiyorum.”

“Oğlum.” dedi babası.

“Bizden ne istediğini bilmiyorsun. O'nun gibi özürlü biri bize korkunç yük olur. Bizim kendi hayatımız var ve bunun gibi bir şeyin hayatımıza engel olmasına izin veremeyiz. Bence bu arkadaşını unutup eve dönmelisin. O kendi başının çaresine bakacaktır.”

Oğlu o anda telefonu kapattı.

Ailesi O'ndan bir süre haber alamadı. Ama birkaç gün sonra, San Francisco polisinden bir telefon geldi.

Oğullarının yüksek bir binadan düşüp öldüğünü öğrendiler. Polis bunun intihar olduğuna inanıyordu. Üzüntü dolu anne-baba hemen San Francisco'ya uçtular ve oğullarının cesedini tespit etmek için şehir morguna götürüldüler.

Anne - baba oğullarını hemen tanıdılar yalnız bilmedikleri bir şeyi de öğrenince dehşete düştüler:

Oğullarının sadece bir kolu ve bacağı vardı...  :'(
Sosyaldeyince.com sosyal bilgiler sitesi

Sosyaldeyince

Acele Karar Vermeyin

Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama Kral bile onu kıskanırmış...Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki, Kral bu at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.. "Bu at, bir at değil benim için; bir dost, insan dostunu satar mı" dermiş hep.
Bir sabah kalkmışlar ki,at yok. Köylü ihtiyarın başına toplanmış: "Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi.Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın.Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler...İhtiyar: "Karar vermek için acele etmeyin" demiş."Sadece at kayıp" deyin, "Çünkü gerçek bu.Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması,  bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez."
Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.Aradan 15 gün geçmeden at, bir gece ansızın dönmüş...Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.Bunu gören köylüler toplanıp ithiyardan özür dilemişler."Babalık" demişler, "Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var.." "Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar. "Sadece atın geri döndüğünü söyleyin.Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?"
Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ama içlerinden "Bu herif sahiden gerzek" diye geçirmişler... Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler ihtiyara."Bir kez daha haklı çıktın" demişler. "Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler. İhtiyar "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş."O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı.Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez."
Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş. Köylüler, gene ihtiyara gelmişler... "Gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer..." "Siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar. "Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde... Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şnssızlık olduğunu sadece Allah biliyor."
Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış: "Acele karar vermeyin.Hayatın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir.Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur.Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar.Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar.Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."
Sosyaldeyince.com sosyal bilgiler sitesi

Sosyaldeyince

İnancınızı Sakın Kaybetmeyin
Köy sakinleri yağmur duasına çıkmışlardı. Bütün köy ahalisi toplandı. İçlerinden birinde şemsiye vardı.
Bu inançtır.

Babalar bebeklerini havaya hoplatır, çocuklar gülmekten bayılır. Yere düşeceklerini akıllarına bile getirmezler. Çünkü babaları onu tutacaktır.
Bu güvendir.

Yatağımıza girerken yarın uyanıp yaşamaya devam edeceğimize dair teminatımız yoktur. Ama yine de ertesi güne dair planlar yaparız.
Bu ümittir.

İnancınızı, güveninizi, ümidinizi hiç kaybetmemeniz dileğiyle.   bravo.gif
Sosyaldeyince.com sosyal bilgiler sitesi

Sosyaldeyince

İçimizdeki Kurt

Cherokee kabilesinin yaşlılarından biri torunlarına eğitim veriyordu.

Onlara dedi ki:

"İçimde bir savaş var. Korkunç bir savaş. İki kurt arasında;

Bu kurtlardan birisi; korkuyu, öfkeyi, kıskançlığı, üzüntüyü,
pişmanlığı, açgözlülüğü, kibri, kendine acımayı, suçluluğu,
küskünlüğü, aşağılık duygusunu, yalanları, yapmacık gururu, üstünlük taslamayı ve egoyu temsil ediyor.

Diğeri ise; zevki, huzuru, sevgiyi, umudu paylaşmayı, cömertliği,
dinginliği, alçak gönüllülüğü, nezaketi, yardımseverliliği, dostluğu,
anlayışı, merhameti ve inancı temsil ediyor.

Aynı savaş sizin içinizde de sürüyor ve diğer tüm insanların içinde de."

Çocuklar anlatılanları anlamak için bir dakika düşündüler ve
içlerinden biri büyükbabasına;

"Hangi kurt kazanacak?" diye sordu.
Yaşlı Cherokee kısaca cevapladı;

"BESLEDİĞİNİZ".     ???
Sosyaldeyince.com sosyal bilgiler sitesi

Sosyaldeyince

Bir Yalana İnanmak ve Mutlu Olmak

Arjantin' li ünlü golf ustası Robert de Vincenzo, yine bir turnuvayı
kazanmış, ödülünü alıp kameralara poz vermiş ve kulüp binasına gidip
oradan ayrılmak üzere hazırlanmıştı. Bir süre sonra binadan çıkıp otoparktaki
arabasına yürürken yanına bir kadın yaklaştı. Kadın, başarısını
kutladıktan sonra ona çocuğunun çok hasta ve ölmek üzere olduğunu anlattı. Zavallı
kadının hastane masraflarını ödemesi olanaksızdı. Kadının anlattığı
öykü De Vincenzo'yu çok etkilemişti, hemen cebinden bir çek defterine ve kalem
çıkarttı, turnuvadan kazandığı paranın bir miktarını yazdı. Çeki
kadının eline sıkıştırırken de ona:
- 'Umarım bebeğinin iyi günleri için harcarsın...' dedi.

Ertesi hafta kulüpte öğle yemeği yerken, Profesyonel Golf Derneği'nin
bir görevlisi yanına geldi.
- 'Otoparktaki görevli çocuklar bana geçen hafta turnuvayı kazandıktan
sonra yanınıza bir kadının geldiğini ve onunla konuştuğunu söylediler' dedi.

De Vincenzo başını salladı. 'Evet' dedi
Görevli:
- 'Size bir haberim var o zaman. O kadın bir sahtekardır. Üstelik hasta
bir çocuğu da yok! '
- 'Sizi fena halde kandırmış efendim! ' dedi alaycı bir tavırla.


De Vincenzo;
- 'Yani ortada ölümü bekleyen bir bebek yok mu? ' dedi.
- 'Hayır, yok' dedi görevli.
- 'İşte bu, bu hafta duyduğum en iyi haber! ' dedi De Vincenzo.


'AYNI PENCEREDEN DIŞARI BAKAN İKİ ADAMDAN BİRİ
SOKAKTAKİ ÇAMURU, DİĞERİ İSE GÖKTEKİ YILDIZLARI GÖRÜR.

Frederick Langbridge
Sosyaldeyince.com sosyal bilgiler sitesi

Sosyaldeyince

İki kedi oturuyorlarmış. Birinin yavrusu gelip annesine anne:
-Hav hav demiş..
Öteki kedide hayrola senin çocuğa ne oldu böyle? demiş.
Anne kedi hemen cevap vermiş:
-Bizim çocuk yabancı dil öğreniyor...
Sosyaldeyince.com sosyal bilgiler sitesi

Sosyaldeyince

YALANCININ MUMU YATSIYA KADAR YANAR
- Bir kimsenin söylediği söz yalan ise durum kısa sürede anlaşılır ve söyleyenin
yalancı olduğu ortaya çıkar. - anlamında bir atasözüdür.
Bu sözün hikâyesi şöyle:
Eskiden elektriklerin henüz olmadığı dönemde medresede okuyan bir grup
öğrenci aralarında anlaşmışlar:
— Her gün birimiz mum alsın. Ders çalışırken o mumla çalışalım, demişler.
Her gün birisinin aldığı mumu akşam olunca yakmışlar. Derslerine çalışmışlar.
Çocuklardan biri gizli gizli erimiş mumları topluyormuş. Sıra kendisine gelince erimiş
mumları birbirine yapıştırarak bir mum yapmış. Böylelikle yeni bir mum almaktan
kurtulmuş.
Akşam olunca hileci çocuğun mumunu yakmışlar, derslerini çalışmaya
başlamışlar. Ancak mum yatsıya kadar dayanmış. Öğrencilerden biri:
— Yahu, bizim aldığımız mumlar gece yarısına kadar yanıyordu. Senin mumların
neden yatsı olmadan tükendi, diye sormuş.
— Ne olacak, şimdiki insanlar hep sahtekâr, mumları küçültmüşlerdir, demiş.
Arkadaşının hilesini anlayan çocuk:
— Evet, sen de onlardan birisin. Hile yaptın. Unutma ki yalancının mumu yatsıya
kadar yanar, demiş.
Hikayenin özü böyle. Siz siz olun yalan söylemeyin, hikayede olduğu gibi yalanınız birgün anlaşılır, siz de diğer insanlar da zor duruma düşer.
Sosyaldeyince.com sosyal bilgiler sitesi

Sosyaldeyince

DÜNYANIN EN İYİ DİŞÇİSİ KİM?

Bir sokakta üç diş hekimi varmış, birincisi “Türkiye’nin en iyi dişçisi” diye bir levha asmış. Bunu gören ikinci dişçi durur mu? “Dünyanın en iyi dişçisi” yazan bir tabela hazırlatıp kapısına asmış, üçüncü dişçi bunlara karşı ne yapsa iyi dersiniz? Gayet mütevazi bir ifadeyle “Bu sokağın en iyi dişçisi” yazılı levhayla işi hâlletmiş. Sizce en çok müşteriyi hangisi toplamıştır?
Sosyaldeyince.com sosyal bilgiler sitesi

Sosyaldeyince

Vermeyince Mabud Neylesin Mahmud

Bir zamanlar "Tıkandı Baba" takma adıyla anılan, şanssız olduğu kadar, başına konmak isteyen devlet kuşlarını daha havada iken ürkütüp kaçıran bir adamcağız varmış.

Sultan I. Mahmut devrinde Üsküdar’da yaşayan bu şanssız kişi, yorgancılık yaparmış. Kısmetsizliği daha çocukluğunda başlamış. Testiyi eline verip çeşmeye yollasalar, bir kurbağa gelir, musluğu tıkarmış. Boş testi ile eve döner, babasına: "Tıkandı baba" dermiş. Çarşıya gönderseler, "Tükendi" diye eli boş dönermiş.

Şanssızlığı o kadar ün salmış ki, Sultan Mahmut’un kulağına kadar gitmiş. "Şeyhî" takma adı ile şiirler yazan ince ruhlu hükümdar, Tıkandı Baba adı ile anılmaya başlayan bu bahtsız kişiyi görmek için, Lala’sını da yanına alıp, kıyafet değiştirerek Üsküdar’a gitmiş. Hallaç dükkânına varıp kendisi ile konuşmuş. Bu adamın saf gönlü ve cilveli kaderi hoşuna gitmiş. Bu garibi sevindirmeye karar vermiş.

Yapılacak yardımın kendi ihsanı olduğunu da sezdirmek istememiş. Bir tepsi baklava yapılmasını ve her diliminin altına bir altın yerleştirildikten sonra, bir zengin konağına armağan olarak verilmiş gibi adamın dükkânına gönderilmesini emretmiş.

Tepsiyi göndermişler. Adamcağız çok sevinmiş ama bir tepsi baklavayı yiyip bitirmektense satıp parası ile dükkâna gerekli bazı şeyleri almanın daha doğru olacağını düşünmüş.

Padişah, saf adamın baklava tepsisini sattığını öğrenince üzülmüş. Birkaç hafta sonra nar gibi bir tavuk göndermiş, içinde de altın doluymuş. Bu kez adamın komşusu, tavuğu kendisine satmasını ister. "Sen fakir adamsın, vereceğim parayla bir hafta geçinirsin" der. Bu durumu haber alan Sultan Mahmut öfkelenir. Adamı saraya getirmelerini ister.

Tıkandı Baba neye uğradığını şaşırır. "Bir kabahat işledim" sanarak tiril tiril titrer. Korkudan yarı baygın bir halde apar topar ayaklarına kapanır, hem ağlar hem de dua ve şükürler eder.

Sultan ona güleryüzle korkmamasını söyleyerek, olup bitenleri anlatır. Tıkandı Baba hayretler içinde kalır.

"Bu böyle olmayacak...." der. Sultan Mahmut.

"Seni şimdi bir yokuşun başına götüreceğim. Eline bir çember verecekler, o çemberi hızla yokuş aşağı yuvarlayacaksın. Çember nerede durursa yokuşun başından durduğun yere kadar olan araziyi etrafındaki binalarla birlikte sana vereceğim" der.

Padişah, maiyetindekiler ve heyecan içindeki Tıkandı Baba, Topkapı Sarayı’ndan Saltanat arabasıyla, Mercan Yokuşu’nun başına gelirler. Haberi duyan halk etrafa toplanır. Muazzam bir kalabalığın önünde Tıkandı Baba’nın elinde kalbur kasnağından yapılmış büyükçe ve ince bir çember verilir.

Padişah:
"Haydi bakalım Mahmut, fırlat şu çemberi, kır şeytanın bacağını!" diye emreder.

Zavallı o kadar şaşkın ve heyecanlıdır ki, çemberi tam doğrultusunda fırlatamaz, yana kaçırır. Sekiz on arşın gittikten sonra yol kenarındaki bir ağaca çarparak yaylanıp geri döner ve Tikandı’nın tam alnına hızla çarpar.

İki üç defa tekrarlanan bu çember tecrübesinin de her seferinde bir aksilik çıkarak geri döner.

Uzun uzun "La Havle, Ya Sabır" çeken Padişah nihayet onu alıp Saraya götürür ve hazineye sokar. Eline kocaman bir kürek verirler. Yığın halinde altın ve elmasları, gösteren Padişah:

"Haydi, daldır şu küreği, daldırıp dolduracağın kürek ne kadar altın alırsa hepsi senin olacak." der.

Tıkandı Baba bu sefer küreği ters daldırdığından, küreğin kubbesinde ancak iki altın kalır.

Şair ve ince duygulu Padişah hayretlerle içini çeker ve:
"Vermeyince Mabud, ne yapsın Mahmud... !" der.
Sosyaldeyince.com sosyal bilgiler sitesi

Sosyaldeyince

Benim düğünümde zamanın Süleymanı var
1524 yılında Kanuni, İbrahim Paşa'ya kız kardeşini vererek şahane bir düğün yaptırmıştı. Aradan altı yıl geçtikten sonra İstanbul'da padişahın oğullarının sünnet düğünü de aynı ihtişamla yapıldı. Padişah sünnet düğününde bizzat bulunmuş ve çok eğlenmişti. Düğünün en hararetli bir anında padişah yanında oturan Damad İbrahim Paşa'ya:
"Söyle bakalım lalam, kız kardeşime yaptığım düğün ile bu düğün arasında bir fark görüyor musun? Sizce hangisi güzel ve ihtişamlı idi?" dedi. Padişaha göre İbrahim Paşa bu düğünü beğenecek ve ona göre methiyeler yapacaktı. Fakat İbrahim Paşa hiç de düşündüğü gibi cevap vermemişti. İbrahim Paşa ayağı kalkıp saygı ile eğildikten sonra:
"Benim düğünüm gibi bir düğün asla yapılmamıştır. Ve bir daha da yapılmayacaktır" dedi. Kanuni biraz bozuldu ve bunun sebebini sorduğunda İbrahim Paşa şöyle cevap verdi:
"Bu düğünde benim düğünümdeki gibi büyük bir davetli yok. Oysaki benim düğünüm zamanın Süleyman’ı ile şereflenmişti." Padişah bu sözden memnun olmuş ve şöyle demişti:
"Aferin İbrahim, bana büyük bir iltifat ettin" dedi.
Sosyaldeyince.com sosyal bilgiler sitesi

Sosyaldeyince

Arkadaş Olmaya Layıktır
Cengiz Han Karait kabilesini egemenliği altına almak için bütün gücü ile mücadele ediyordu. Karait kabilesi reisi Ong Han, Moğollardan bir saldırı gelmesi ihtimaline inanmadığı bir anda çadırını kurup eğlenmeye başlamıştı. Casusları vasıtasıyla durumu haber alan Cengiz Han, fırsatı değerlendirerek, bir gece baskını düzenledi ve hepsini perişan etti. Savaş üç gün devam ettiği halde, Ong Han ele geçirilememişti. Fakat yakalanıp esir edilen Karait ordu komutanı Hudahbatur, Cengiz Han'a şöyle diyordu:
- Üç gün üç gece savaştıktan sonra, öz Han’ımın yakalanıp öldürülmesine gönlüm razı olmadı. Vücudumu önüne siper ettim. Onu kaçırttım. Şimdi öldürüleceksem ölürüm. Fakat affedilirsem size hayatım boyu hizmet ederim.
Cengiz Han bu sözlerden hoşlandı ve şöyle diyerek onu gözde adamlarından biri yaptı:
- Kendi Han’ına ihanet etmeyerek onun kaçıp kurtulması için savaşmış olan bu adam, erkektir. Bu, arkadaş olunmaya layıktır.
Sosyaldeyince.com sosyal bilgiler sitesi

Sosyaldeyince

Bir gün Atatürk yine, tarihle ilgili kalın bir kitap okuyordu, öylesine dalmıştı ki, çevresini görecek hâli yoktu. Bir sürü yurt sorunu dururken, Devlet Başkanı'nın kendini tarihe vermesi, Vasıf Çınar'ın biraz canını sıkmış olacak kİ,

Atatürk'e şöyle dediğini duydum:

- Paşam! Tarihle uğraşıp kafanı yorma. 19 Mayıs'ta kitap okuyarak mı Samsun'a çıktın?

Atatürk, Vasıf Çınar'ın bu çok samimi yakınmasına gülümseyerek şöyle karşılık verdi.

- Ben çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydı, bu yaptıklarımın hiçbirini yapamazdım.
Sosyaldeyince.com sosyal bilgiler sitesi

site tanıtım
 


Özetler 5.Sınıf - 6.Sınıf - 7.Sınıf - 8.Sınıf . . : : : . . Etkinlikler 5.Sınıf - 6.Sınıf - 7.Sınıf - 8.Sınıf
Eba Kazanım Testleri 5.Sınıf - 6.Sınıf - 7.Sınıf . . : : : . . Sunular 5.Sınıf - 6.Sınıf - 7.Sınıf - 8.Sınıf