Atatürkçülüğün Temel Esasları

Başlatan Sosyaldeyince, 11 Nisan 2015, 08:57

« önceki - sonraki »

Sosyaldeyince

Atatürkçülüğün temel esasları Mustafa Kemal Atatürk tarafından belirlenmiştir. Devlet ve toplum hayatına ilişkin gerçekçi fikir ve ilkelerden oluşan Atatürkçü düşünce sistemi Türk milletinin ihtiyaçlarından ve gerçeklerinden ortaya çıkmıştır. Türk milletinin bugün ve gelecekte tam bağımsızlığa, huzur ve refaha sahip olması, devletin millet egemenliği esasına dayandırılması, aklın ve bilimin yol göstericiliğinde Türk millî kültürünün çağdaş medeniyet düzeyinin üstüne çıkarılmasını amaçlar.
Atatürkçülük Türkiye Cumhuriyeti için tam bağımsızlığı hedeflemektedir. Tam bağımsızlık, Atatürk’ün milli mücadelenin başından beri en çok üzerinde durduğu temel esastır. Atatürk bu hususu Nutukta şu sözleri ile ifade etmiştir: "Esas, Türk milletinin haysiyetli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlıkla temin olunabilir. Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir millet medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık olamaz. Yabancı bir devletin koruyuculuğu kollayıcılığını kabul etmek insanlık vasıflarından yoksunluğu, aciz ve beceriksizliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten bu duruma düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez. Hâlbuki Türk’ün haysiyeti ve izzet-i nefsi ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun evladır! Binaenaleyh, ya istiklal ya ölüm!"
Atatürk’e göre bağımsızlık, her alanda gerçekleşmelidir. Bu nedenle cumhuriyet kurulduktan sonra siyasi bağımsızlığı tam olarak gerçekleştirmek için ekonomik, askerî, kültürel vb. alanlarda inkılaplar gerçekleştirilmiştir.
Atatürkçülük Türk milletinin huzur ve refah içinde yaşamasını amaçlamaktadır. Bu nedenle Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasından sonra refah içinde yaşayan bir millet olmayı hedeflemiş "Büyük davamız, en medeni ve en üst refah seviyesinde bir millet olarak varlığımızı yükseltmektir." demiştir. Bu amaca ulaşabilmek içinde diğer inkılapların yanında ekonomiye de özel bir önem vermiş ve "Bir milletin yaşama gereklerini, refah ve mutluluğunu teşkil eden ekonomi ile meşgul olamaması dikkati çeken bir durumdur. Fakat biz itiraf etmeye mecburuz ki ekonomik hayatımıza lüzumu kadar ehemmiyet vermemiş bulunuyoruz..."'sözleriyle bu düşüncelerini ifade etmiştir.
Atatürkçülükte millî egemenlik esastır. Devlet içinde en üstün erk olan egemenlik, millete aittir. Bu anlamda millî egemenlik, kişi ve zümre egemenliğine dayalı yönetim biçimleriyle kesinlikle bağdaşmaz. Bu konuda Atatürk: "Kayıtsız şartsız tabiriyle belirtilen egemenliği, milletin üzerinde tutmak demek, bu egemenliğin bir zerresini, sıfatı, ismi ne olursa olsun, hiçbir makama vermemek, verdirmemek demektir. Bununla kastettiğim manayı kolaylıkla anlayabilirsiniz."  demiştir. Bağımsızlık ilkesi gibi millî egemenlik de Atatürk’ün Millî Mücadele’nin ilk günlerinden beri açıkça ortaya koyduğu, ısrarla vurguladığı bir ilkedir. Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde, bu ilke ön plana çıkarılarak Millî Mücadele halka mal edilmiştir. Temsil Heyeti’nin Ankara’ya gelişinden bir gün sonra 28 Aralık 1919’da Atatürk: "Bir millet, varlığı ve hakları için bütün kuvvetiyle, bütün fikrî ve maddi güçleriyle alakadar olmazsa, bir millet kendi kuvvetine dayanarak varlığını ve bağımsızlığını temin etmezse başkalarının oyuncağı olmaktan kurtulamaz... Bu sebeple teşkilatımızda millî güçlerin etken ve millî iradenin egemen olması esası kabul edilmiştir. Bugün bütün cihanın milletleri yalnız bir egemenlik tanırlar: Millî egemenlik..."  diyerek bu ilkeye verdiği önemi belirtmiştir.
Atatürk, hayata veda ettiği ana kadar, her fırsatta millî egemenliği tesis etmeye çalışmış, her zaman kişisel yönetimin sakıncalarıyla millî egemenliğin üstünlüklerini dile getirmiştir. Çağdaş bir topluma ve devlete yakışan yönetim şeklinin, millî egemenlik esasına dayanan sistem olduğunu iyi bilen Atatürk; TBMM’nin Açılması, Saltanatın Kaldırılması, Cumhuriyetin ilanı, Halifeliğin Kaldırılması gibi inkılapları millî egemenliği tesis etmek amacıyla gerçekleştirmiştir. Atatürkçü düşünce sisteminde millî egemenlik esası, demokrasi ve laikliğe dayalı devletin kurulmasında temel unsur olarak kabul edilmiştir. Bu esas aynı zamanda Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık ve Laiklik ilkelerini de destekleyen önemli bir ilkedir.
Atatürkçülük, olayları akılcı bir yaklaşımla ele almayı ilke edinmiştir. Atatürkçülüğün bütün ilkeleri temelde akılcılığı, bilimselliği ve gerçekçiliği esas almıştır. Gerçekçi bir kişiliğe sahip olan Atatürk de "Biz daima gerçeği arayan ve onu buldukça, bulduğumuza kani oldukça ifadeye cüret gösteren adamlar olmalıyız."  sözü ile bu yönünü ortaya koymuştur. Bu bakımdan Atatürkçülükte akla değer verilir, olaylara bilimsel açıdan bakılır. Atatürk bu konuda "Türk milletinin yürümekte olduğu ilerleme ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir."  demiştir. Ayrıca "Millî sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendi kuvvetimize dayanıp varlığımızı koruyarak (...) çalışmak (...) Rastgele bitmeyen emeller peşinde milleti uğraştırmamak, zarara uğratmamak"  sözleri onun gerçekçi yönünü ortaya koymaktadır.
Atatürkçülük, Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkarmayı amaçlamaktadır. Bir milletin uygar dünya içinde varlığını sürdürebilmesi; akıl ve bilimi rehber edinmesi, yönetimde millî egemenliği esas alması, demokratik kurum ve kurallar ile bağımsızlığına sahip çıkmasıyla mümkündür. Atatürk bu konuda "Bilirsiniz ki dünyada her milletin varlığı, değeri, özgürlük ve bağımsızlık hakkı, sahip olduğu ve yapacağı uygar eserlerle orantılıdır. Uygar eser meydana getirmek yeteneğinden mahrum olan milletler, özgürlük ve bağımsızlıklarından soyunmaya mahkûmdurlar. Uygarlık yolunda yürümek ve başarılı olmak yaşamın şartıdır. Bu yol üzerinde İleri değil, geriye bakmak bilgisizliği ve dikkatsizliği gösterenler, genel uygarlığın coşkun seli altında boğulmaya mahkûm-durlar." "demiştir.
Atatürkçülük, Türk toplumu için çağın gereklerine uygun kurumlar tesis etmeyi hedefleyen bir düşünce sistemidir. Bu nedenle Atatürk toplumda geçerliliğini yitiren kurumların yerine çağa uygun kurumların yerleştirilmesi gerektiğini ve yenileşmenin kaçınılmaz olduğunu şu sözleriyle ifade etmiştir: "Uygarlık yolunda başarı, yenileşmeye bağlıdır. Sosyal yaşamda, ekonomik yaşamda, bilim ve teknoloji alanında başarılı olmak için tek gelişme ve İlerleme yolu budur. Hayat ve yaşayışa hâkim olan hükümlerin zaman ile değişme, gelişme ve yenilenmesi zorunludur."  Akıl ve bilimi esas alan yaklaşımı ve inkılapçılık ilkesi sürekli olarak çağdaşlaşmayı esas alır. Bu anlayışla Atatürkçülük dinamik bir yapıya sahiptir. Atatürk: "... Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağımıza uygun ve bütün mana ve biçimiyle medeni bir toplum hâline ulaştırmaktır. İnkılaplarımızın temel prensibi budur."  diyerek düşünce sisteminin çağdaşlaşma hedefine işaret etmiştir.
Atatürkçülük; ülke gerçeklerinden, Türk milletinin ihtiyaç ve isteklerinden doğmuştur. Temelinde millî kültürümüz vardır. Bu bakımdan, milletimizin ortak arzu ve eğilimlerini ifade eden bir düşünce sistemidir. Bu düşünce sisteminin oluşmasında millî devlet, bağımsızlık gibi değerler ile hürriyet, eşitlik, insan hakları gibi evrensel kavramlar önemli bir yere sahiptir.
Atatürkçülük, değişmez ve katı dogmalara dayanmayıp akıl ve bilimi esas almıştır. Bu konuyla ilgili olarak dönemin Millî Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip’in, Mustafa Kemal Atatürk’e yönelttiği bir soruya, o şu cevabı vermiştir: "Ben, manevi miras olarak hiçbir donmuş, kalıplaşmış düstur bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Zaman süratle dönüyor... Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler getirildiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel ölçü üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse manevi mirasçılarım olurlar." '
Atatürkçülük "... Her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir."  yöntemini benimsediği için akılcı, bilimsel ve gerçekçi bir çağdaşlaşmayı esas alan düşünce sistemidir
Atatürkçülük için yabancı siyasal akımlar ve ideolojilerin etkisinden bahsedilemez. Bunlardan farklı olarak katı ve dogmatik bir yapıya sahip olmayan Atatürkçülük, millî hâkimiyeti, ilke edinmiştir. O, demokrasiye ters düşen, baskıcı, insan hak ve hürriyetlerini yok sayan çağdaş siyasal akımları eleştirerek bunlardan hiçbirinin Türkiye için uygun olmadığı sonucuna varmış "Hayır ne komünizm ne de faşizm... Bu iki yabancı ideoloji de memleketimizin gerçeklerine ve karakterine asla uymaz. Demokrasi ama hayalci olmayan, gerçekçi demokrasi benim karakterime, yaratılışıma en uygun rejimdir."  demiştir. Bu nedenle XX. yüzyılın başlarında tarih sahnesine çıkan totaliter akımların tamamı çeyrek veya yarım yüzyıl içinde geçerliliğini kaybetti. Bu akımların fikrî ve fiilî liderleri zamanla önem kaybederken Atatürk’ün ortaya koyduğu ve uyguladığı ilkeler özünden bir şey kaybetmemiştir.
Atatürkçü düşünce, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin fikrî temeli olup birbirine bağlı, bir düzen ve uyum içinde işleyen, düşünceler ve ilkelerden oluşur. Atatürk "...Benim yaptıklarım, birbirine bağlı ve lüzumlu işlerdir..."  sözüyle icraatlarının ve temelinde yatan ilkelerin birbirine bağlı düşüncelerden oluştuğunu, birbirinin tamamlayıcısı olduğunu belirtmiştir.

share button   
Sosyaldeyince.com sosyal bilgiler sitesi



site tanıtım
 


Özetler 5.Sınıf - 6.Sınıf - 7.Sınıf - 8.Sınıf . . : : : . . Etkinlikler 5.Sınıf - 6.Sınıf - 7.Sınıf - 8.Sınıf
Sunular 5.Sınıf - 6.Sınıf - 7.Sınıf - 8.Sınıf