sosyal bilgiler seti

İkinci Dünya Savaşı Döneminde Türk Dış Politikası Gönderen Konu: İkinci Dünya Savaşı Döneminde Türk Dış Politikası  (Okunma sayısı 1565 defa)

Çevrimdışı Sosyaldeyince

  • Site Yöneticisi
  • *****
  • İkinci Dünya Savaşı Döneminde Türk Dış Politikası
  • İleti: 4325
    • Sosyaldeyince.com
İkinci Dünya Savaşı Döneminde Türk Dış Politikası
Türkiye İkinci Dünya Savaşında coğrafi mevkiinin önemi dolayısıyla müttefik ve mihver devletlerinin kendi yanlarında savaşa sokabilmek amacıyla yoğun baskılarıyla karşı karşıya kalmıştır. Savaşan tarafların bu baskıları karşısında Türkiye’nin politikası ise, ülkenin toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını hiçbir taviz vermeden muhafaza etmek amacıyla savaşın dışında kalmak ve büyük devletler arasında bir denge unsuru olma politikasını yürüterek saldırılardan korunmaktı. Türkiye’nin ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bu politikanın yürütülmesini üzerine alırken, dönemin önemli bir bölümünde Dışişleri Bakanlığı yapan Numan Menemencioğlu’da İnönü’nün en yakın yardımcısı oluyordu.
Türkiye, İngiltere ve Fransa ile 19 Ekim 1939 tarihinde yukarıda belirtilen üçlü ittifakı imzaladığı sırada, Almanya’nın 1 Eylül 1939’da Polonya’ya saldırmasıyla II. Dünya Savaşı başlamış bulunmaktaydı. Bu savaşta yenilen Polonya, Almanya ile Sovyetler Birliği arasında paylaşılmış, Sovyetler Birliği Baltık devletlerinde üsler elde etmişti.
Bu şekilde bir seyir takip eden savaşın başlarında Türkiye müttefiklere sempati duymakla beraber, “harp harici” bir politika takip etmekteydi. Ancak 1940 Mayısında Almanya’nın Fransa’ya saldırması ve İtalya’nın da Almanya’nın yanında yer almasıyla savaş Akdeniz bölgesine yayıldı. Bu durumda İngiltere ve Fransa üçlü ittifak gereği Türkiye’nin savaşa girmesini istemişlerdir. Buna karşılık Türkiye üçlü ittifakın 2 numaralı protokolünü ileri sürerek İngiltere ve Fransa’nın isteklerini yerine getirmedi. Gerçekten savaşın ilk devresinde Sovyetler Birliği’nden duyulan endişe Türkiye’nin savaşa girmemesinde son derece etkili olmuştur. Bu arada Fransa Almanya tarafından saf dışı edilmiş, İngiltere’de bu istekte fazla ısrarlı olmamıştır.
28 Ekim 1940 tarihinde İtalya’nın Yunanistan’a saldırması, Ocak 1941’den başlayarak Almanya’nın Balkanlara inmesi Türkiye ile beraber İngiltere ve Sovyetler Birliğini de telaşlandırmıştır. Bu durum Almanya ile Sovyetler Birliği arasında gittikçe şiddetlenen bir nüfuz çatışmasına yol açmıştır. Bu nüfuz çatışması şiddetlendikçe Türk-Sovyet ilişkileri düzelmeye başlayacaktır.
Bu arada Almanya’nın Balkanlara inmesi, İngiltere’nin Türkiye’nin savaşa girmesini istemesine yol açmıştır. İngiltere’ye göre Balkanlara yerleşen Almanya Ortadoğu ve Süveyş’e inebilirdi. Bu sebeple İngiliz Başbakanı Churchill, Cumhurbaşkanı İnönü’ye yazdığı 31 Ocak 1941 tarihli mektupta, Türkiye’den hava üslerini istemiş, İngiltere’nin gerekli yardımı yapamayacağına inanan Türkiye, bu isteği reddetmiştir. 26 Şubat 1941’de İngiltere Türkiye’nin Almanya’ya savaş açmasını tekrar istemiş, ancak Türkiye, Almanya ile birlikte Sovyetlerin de Türkiye’ye saldırabileceğini, zaten teçhizat bakımından da yetersiz olduklarını ileri sürmüştür. Bu arada 1941 yılı baharında Almanya, Balkanlar ve Ege adalarını işgal etmiştir. Balkanların Almanya tarafından işgali, Türkiye’de endişe uyandırırken Almanlarla Sovyetlerin ilişkilerinin bozulmasına yol açmıştır.
Zaten 23 Ağustos 1939 paktıyla başlayan Alman-Sovyet işbirliği uzun ömürlü olmamış ve iki devlet arasında 1940 yılı ortalarında başlayan soğukluk, giderek bir nüfuz çatışmasına yol açmıştır. Bu sırada Sovyet-Alman işbirliği sona ermeden azami kârı elde etmek isteyen Sovyetler Birliği, Türkiye’yi kendi nüfuzu altına almak amacıyla son bir deneme yapmaktan çekinmemiştir. 12-13 Kasım 1940’da Berlin’de iki devlet arasında son bir antlaşma zemini bulmak ve Sovyetler Birliği’ni mihver devletlerine katmak amacıyla yapılan görüşmelerde, diğer isteklerle birlikte Türkiye’nin Sovyet nüfuzu altına bırakılmasını ve kendisine Türk Boğazlarını kontrol etme yetkisinin verilmesini istemiştir. Berlin görüşmelerinde iki ülke anlaşamamış, Hitler Sovyet isteklerini kabule yanaşmamıştır. Sonuçta Sovyetlerin işbirliğini sağlayamayacağını anlayan Hitler, Sovyetlere karşı 1940 Aralığında savaş açmaya karar vermiştir.
Sovyetler Birliği de Almanya ile olan ittifakının uzun ömürlü olmayacağını anlamış ve çıkacak bir savaşta Türkiye’nin durumunu önemli gördüğü için, Alman-Sovyet ilişkileri bozuldukça Türkiye’ye karşı izlediği politikayı değiştirmek gereğini hissetmiştir. Nitekim 1 Mart 1941’de Bulgaristan’ın mihvere katılması, Almanya’nın Balkanlara yerleşmesi ve Hitler’in Boğazlar üzerindeki Sovyet isteklerinden Türkiye’yi haberdar etmesi üzerine harekete geçen Sovyetler Birliği, Türkiye’ye karşı dostça yaklaşmaya başlamıştır. Sonuçta Türkiye ile Sovyetler Birliği 24 Mart 1941’de bir saldırmazlık bildirisi yayınlayarak 1925 tarihli paktın yürürlükte olduğunu ilan etmişlerdir. Sovyetler Birliği’nin Türkiye’ye karşı takındığı bu dostça tavır, Stalingrad galibiyetine kadar sürecektir.
Böylece Türkiye üzerindeki Sovyet tehdidi büyük ölçüde kalkmıştı. Buna karşılık Türkiye, 1941 baharında Alman baskısı ile karşı karşıya kalmıştır. Nisan 1941’de Almanya askerlerini Türkiye üzerinden Irak’a geçirmek istemiş, buna karşılık Türkiye’ye saldırmazlık garantisi ve Ege adalarından toprak vaadinde bulunmuştur. Bu istekleri Türkiye’nin reddetmesi üzerine, Sovyetler Birliğine karşı girişeceği saldırıdan önce Balkan cephesini tümüyle güvenlik altına almak isteyen Hitler, Türkiye’ye bir saldırmazlık paktı önermiş ve Türkiye ile Almanya arasında 18 Haziran 1941’de Türk-Alman saldırmazlık paktı imzalanmıştır. Daha sonra 9 Ekim 1941’de Türkiye’nin Almanya ile 90.000 ton krom satışını öngören bir anlaşma yapması müttefikleri kızdırmıştır.
22 Haziran 1941’de Almanya’nın Sovyetler Birliği’ne saldırması Türkiye’yi rahatlatmakla beraber, Türk diplomasisi için yeni bir endişe ortaya çıkmıştır. Türk devlet adamları İngiltere’nin Birinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi, Rusya’ya Türk Boğazları ve toprakları üzerinde taviz verebileceğinden korkmaya başladılar. Bunun üzerine Sovyetler Birliği ve İngiltere birlikte Türkiye’ye ortak bir nota vererek, Montreux Sözleşmesine ve Türkiye’nin toprak bütünlüğüne saygı göstereceklerini bildirmişlerdir. Ancak Türkiye’nin Sovyetler Birliği’nin Türkiye’ye karşı önceki tavrı, Türk hükümetinin Sovyetlere olan güvenini sarsmıştı. Nitekim Sovyetler Birliği zafere yaklaştıkça Türkiye’nin bu endişelerinde ne kadar haklı olduğu ortaya çıkacaktır.
Diğer taraftan Japonya’nın 7 Aralık 1941’de Pearl Harbor Amerikan üssüne saldırması üzerine 11 Aralık’ta ABD savaşa girmiştir. ABD’nin savaşa girmesi ile İkinci Dünya Savaşının İngiliz-Sovyet-ABD işbirliği devresi başlamıştır. Savaşın bu devresinde Türkiye’nin savaşa girmesi konusunda, başta İngiltere olmak üzere müttefik baskıları giderek artmıştır. Bunun en önemli sebebi Almanya’nın Stalingrad ve Kuzey Afrika’da yenilmesiydi. Müttefikler Almanya’yı kesin yenilgiye uğratmak için stratejik planlar hazırlamaya başladılar ki, jeopolitik durumu gereği bu planların Türkiye’yi de içine alması tabii idi. Müttefikler, özellikle Almanya’ya karşı Avrupa ve Balkanlarda girişecekleri saldırıda Türkiye’nin de savaşa girmesini gerekli görüyorlardı.
Müttefiklerin bu kararını 30 Ocak 1943’te Adana’ya gelen Churcill Cumhurbaşkanı İnönü’ye iletmiştir. Adana görüşmesinde Churchill, Türkiye’den savaşa girme konusunda kesin taahhüt istememiş, daha çok Türkiye’nin Sovyetlerden duyduğu endişeleri gidermeye çalışmıştır. Adana toplantısından sonra da İngiltere’nin Türkiye’yi savaşa sokma çabaları sürmüştür. Bir yandan Türk ve İngiliz uzmanlarca Türkiye’ye yapılacak askeri yardım konusu görüşülürken, bir yandan da İngiliz sorumluları, yakın gelecekte Türkiye’den savaşa girmesini beklediklerini belirtmekten geri kalmamışlardır.
Nihayet Almanya’nın Stalingrad’da durdurulması ve geri çekilmeye başlaması üzerine savaşın seyri ile birlikte, Sovyetlerin tavrı da değişmeye başlamıştır. 19 Ekim 1943’te yapılan Moskova toplantısında Sovyet Dışişleri Bakanı Molotov, savaşa katılması için Türkiye’ye baskı yapılmasını istemiştir. Bununla beraber Moskova toplantısında Türk hava alanlarının müttefikler tarafından kullanılmasına ve 1943 yılı sonuna kadar Türkiye’nin savaşa sokulmasına karar verilmiştir. Bu kararlar doğrultusunda İngiliz Dışişleri Bakanı A. Eden, Kahire’de Türk Dışişleri Bakanı Menemencioğlu ile görüşerek müttefik önerilerini bildirmiştir. Ancak Türkiye, müttefiklere hava alanı vermenin savaşa katılmak demek olacağını belirterek bu istekleri geri çevirmiştir.
25 Kasım-1 Aralık 1943 tarihleri arasında müttefik liderleri arasında yapılan Tahran Konferansında Türkiye’nin durumu genel müttefik stratejisi açısından tekrar ele alınmıştır. Konferans sonunda Türkiye’nin hava alanlarının müttefikler tarafından kullanılması ve 15 Şubat 1944 tarihine kadar savaşa sokulması konusunda görüş birliğine varılmıştır. Tahran’da alınan karar gereği Churchill ve Roosevelt tarafından İnönü Kahire’ye davet edilmiş ve müttefik kararları kendisine iletilmiştir. Buna karşılık İnönü, ilk defa prensip olarak savaşa girmeyi kabul etmiş ve bunu ortak bir askeri plan yapılması, askeri yardımın önceden tamamlanması ile Sovyetler Birliği’nden duyulan rahatsızlık nedeniyle bölgenin siyasal geleceği hakkında karara varılmasını istemiştir. Konferanstan sonra Ocak 1944 başlarında Ankara’da Türk-İngiliz askeri görüşmeleri başlamasına rağmen herhangi bir sonuç alınamadan kesilmiştir. Askeri görüşmelerin sonuçsuz kalması Türkiye üzerinde müttefik baskısının artmasına yol açmıştır. İngiltere ve ABD Türkiye’nin Almanya’ya yaptığı krom sevkıyatını durdurmasını istemişler, bunun üzerine Türkiye Almanya’ya krom ihracını durdurmuştur. Ayrıca 5 Haziran 1944’de Boğazlardan geçen Alman gemileri Türkiye ile müttefiklerin arasının daha da açılmasına yol açmış, bu olay üzerine Dışişleri Bakanı Menemencioğlu istifa etmiştir.
6 Haziran 1944’te, Normandiya çıkarmasının yapılmasıyla Almanya’nın yenilgiye doğru yaklaşması üzerine, müttefikler Türkiye’nin Almanya ile ekonomik ve diplomatik ilişkilerini kesmesini istemişler, Türkiye 2 Ağustos 1944 tarihinde Almanya ile ilişkilerini kesmiştir.
Bundan sonra 4-11 Şubat 1945 tarihinde, savaş sonrası barış düzeninin esaslarını belirlemek amacıyla yapılan Yalta Konferansında Stalin’in Boğazlar ve Montreux Sözleşmesini ortaya atması sebebiyle Türkiye gündeme gelmiştir.
Stalin Montreux sözleşmesinin modasının geçtiğini, savaşta Türkiye’nin Boğazları kapatarak Sovyetlerin boğazını sıkmasının haksızlık olduğunu ileri sürerek, Yalta’dan sonra Dışişleri Bakanlarının bu meseleyi görüşmek üzere toplanmasını istemiştir. Konferansta meselenin Londra’da yapılacak Dışişleri Bakanları toplantısında görüşülmesi ve Türkiye’nin de haberdar edilmesi kararlaştırılmıştır. Böylece Sovyetler Birliği boğazlar hakkındaki niyetleri konusunda zemin yoklaması yapmış oluyordu.


Linkback: http://www.sosyaldeyince.com/8sinif-tc-inkilap-tarihi-ve-ataturkculuk-ozetleri/ikinci-dunya-savasi-doneminde-turk-dis-politikasi-t3347.0.html

share button            


Sosyaldeyince.com sosyal bilgiler sitesi

sosyal bilgiler



clip
1.Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı Hazırlık Dönemi Etkinliği

Başlatan Sosyaldeyince

0 Yanıt
840 Gösterim
Son İleti 18 Şubat 2016, 13:09
Gönderen: Sosyaldeyince
clip
Kurtuluş Savaşı - 1.Dünya Savaşı Test Soru ve Cevapları

Başlatan sosyalfun

0 Yanıt
119 Gösterim
Son İleti 28 Aralık 2016, 16:08
Gönderen: sosyalfun
clip
Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası Test Soruları

Başlatan Sosyaldeyince

0 Yanıt
778 Gösterim
Son İleti 21 Mayıs 2016, 13:57
Gönderen: Sosyaldeyince
clip
8.Sınıf Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası Ünitesi Etkinliği

Başlatan Sosyaldeyince

0 Yanıt
864 Gösterim
Son İleti 13 Nisan 2016, 13:42
Gönderen: Sosyaldeyince
clip
Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası ve Atatürk’ün Ölümü Çalışma Kağıdı

Başlatan Sosyaldeyince

0 Yanıt
825 Gösterim
Son İleti 12 Nisan 2016, 22:05
Gönderen: Sosyaldeyince